Atatürk ve Demokratik Türkiye

Prof. Dr. Halil İnalcık, Kronik, 2025

Atatürk ve Demokratik Türkiye, Atatürk devrimlerinin fikri ve siyasi temellerini ele alan, bu devrimlerin toplum nezdinde nasıl karşılandığını inceleyen ve anlamaya çalışan Halil İnalcık’ın makalelerden oluşan bir eser. Önsözde yazar bu kitabı devrimlerin yarattığı toplumsal ikiliği çözmek için hazırladığını söylüyor. Kitabın gerçekten de bu amaca hizmet ettiğini söylemek mümkün, Atatürk devrimlerinin toplumda yarattığı zıtlaşmayı anlamak için bir rehber olarak okunabilecek nitelikte.

Aslında hikaye Osmanlı’da Batılılaşma taraftarlarının, aydın İttihatçılar tarafından devrilmesiyle başlatılabilir. İttihatçılar ve sonrasında Atatürk demokratik bir devlet kurma ideali taşıyorlar.

Osmanlı’nın teokratik bir devlet olduğu unutulmamalı. Haliyle o dönemde artık tek çare olarak görülen Batılılaşmanın ne şekilde olacağı hukuki ve teknik olduğu kadar dini anlamda da bir sorun teşkil ediyor. Nitekim dönemin devrimleri hala milliyetçi mütedeyyin halk tabakasında tepki ile karşılanmaya devam ediyor. Kitabı esas alacak olursak Atatürk devrimlerinin fikri sac ayaklarının Batılılaşma (O dönem Garpçılık), milleyetçilik ve sosyal darvinizm olduğun söylenebilir. Amaç modern bir Türk milleti meydana getirmek fakat hilafet ve saltanat yanlısı geniş bir kesimin buna müsaade etmeyeceği açık olduğundan Atatürk bu devrimleri halka zorla kabul ettirme yoluna gidiyor. Burada aydın İttihatçılığın bir devamını görüyoruz fakat bunu yaparken Atatürk’ün ifadelerinde bu devrimlerin hep halka mal edildiği görülüyor.

Yazara göre burada Atatürk’ün amacı hızlı bir şekilde modernleşmek ve Türkleri barbar addeden Avrupa devletlerine karşı elini güçlendirmek. Atatürk bunun gerçekleşmesi için yalnızca Batı’nın tekniğini değil kültürünü de benimsememiz gerektiğini düşünüyor. Türk halkının da onlar gibi yemesi, içmesi ve görünmesi onun için şart. Burada sosyo-darvinist bir tutum takınılıyor devrimlerdeki vurgu daima hayatta kalmak. O yüzden devrimler sert ve seri bir şekilde uygulamaya konmaya çalışılıyor. İşin garibi her ne kadar bu devrimler güçlü bir direnişle karşılaşmış olsa da bugün Batılı anlamda modernleşmiş tek İslam ülkesinin Türkiye olduğunu söyleyebiliriz.

Bu devrimler Atatürk’ün vefatını takip eden yıllarda İslamcı halk tabakasının desteğini alan partilerle kesintiye uğruyor. Bu partilerin yükselişiyle devrimin hedeflediği kültürel devrim bir anlamda duruyor. Bunu da önce Türkçü/İslamcı sonra sentezciler denilen bir akım takip ediyor.

Kitapta değinilen şahsiyetlerden biri de Atatürk üzerinde oldukça etkili olan Ziya Gökalp. Gökalp toplumu ayrı bir organizma olarak görüyor, Türk kültürü üzerine yükselen bir Türk modernitesini idealize ediyor. Zaten görünüşe göre ne kadar Batı örnek alınırsa alınsın, modernleşmede atılan adımlar neticede başka türlü bir modernite doğuruyor. Bu yüzden Batı’yı kopya ederek Batı olacağımızı düşünmek saf bir hayal olarak kalıyor. Türkiye de, Japonya da bunun açık örnekleri.

Günümüzde ise terazinin dengeleri değişiyor. Yazar Avrupa’nın hümanist görünüp Türkiye karşıtlığı yapmaktan çekinmediğinden, Yunanistan’a verdiği destekten dem vuruyor. Avrupa Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak görmüyor, Kıbrıs hala bir ülke olarak tanınmıyor. Buradan ve son yıllardaki siyasi gelişmelerden yola çıkarak Türkiye’nin modernleşmesinin çoğulculuğa ve yayılmacı bir politika güdümünde tarz değişimine gidecek gibi görünüyor.

Yazar kitabı noktalarken yine uzlaşmacı bir tavır takınıyor. Ona göre ancak millet sevgisi toplumu bir arada tutabilir ve potansiyel bir ortak ideolojiye götürebilir.

okumaya devam et...

Gerçeklik Yeniden

Yasin Ramazan, Timaş, 2023

Kitapta felsefe tarihinde gerçeklik kavramının nasıl açımlandığı tartışılmaktadır. Filozoflar öncelikle (ve belki de toplumlar) tümellerin gerçekliğinden rasyonel bir gerçeklik anlayışına doğru evrilmiştir fakat takip eden yüzyıllarda sorgulamalarının insanın kendi algılarına yönelmesiyle ortak bir dünyanın, hakikatin bilgisinden söz edilmesi gittikçe zorlaşmıştır. Bu noktadan sonra kimileri gerçekliği algılarımızda, kimileri gayelilikte kimileri de inatla dışarıda aramaya devam etmiştir. Yazar, gerçeklik hangi türden olursa olsun, imkanı hangi zeminde tartışılırsa tartışılsın onu yorumlamak için bir metafiziğe ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak kitabı noktalamaktadır.

okumaya devam et...

Tanpınar'a Huzur Yok

Murat Menteş, Everest, 2026

“Tanpınar’a Huzur Yok”, Murat Menteş’in 2026 yılında çıkmış, Tanpınar’a yeniden hayat veren romanı. 50’li yılların İstanbul’unda geçen roman, büyük edebiyatçımız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın başından geçen polisiye bir hikayeyi anlatıyor. Faili meçhul bir cinayet ile başlayan roman, hızlı bir şekilde farklı milletten, meşrepten ve alemden(?) karakterlerin dahil olmasıyla okuyucuyu çözülmesi güç bir bilmece ile başbaşa bırakıyor.

Bölümlerin, içerisindeki olaylar daha olgunlaşmadan hızlıca bitmesi ve kimi yan karakterlerin olayların seyrini hikayenin doğal akışını bozacak şekilde değiştirmesi kitabın eleştirilebilecek yönleri. Gerçeküstü ögelerle süslenmiş roman, polisiye severlere, 50’li yıllara yolculuk yolculuk etmek, dönemi Tanpınar’ın gözünden görmek isteyenlere tavsiye olunur.

okumaya devam et...
12
Hakkımda